HAYAT BU İŞTE..!


HAYAT BU İŞTE..!
BİR KAÇ KESİT..

Doğduğumuzu hatırlayamayız,
Ölüm anımızı da anlatacak kimse bulamayız,

Ama 3/4 yaşımızdan sonrakileri ise hatırlamaya başlarız.
Annemizi, babamızı, hele hele babanne ve anneannelerimizi çok iyi hatırlarız

İlkokula gitmeye başladığımızdan itibaren önce öğretmenlerimizi, sonra da sınıf arkadaşlarımızı tek tek hiç unutmayız,
Yaptığımız her yaramazlık hafızalarımıza kazınır. Nede üreticiymişiz o günlerde..

İyidere Merkez İlkokulu, giriş yılım 1952, diplomayı ise 1957 yılında almışım,
Numaram 43
İlkokul son sınıfta 18 öğrenciyiz, 6 kişi PEKİYİ dereceyle bitirmişiz, sadece benim bitirme notlarımın hepsi pekiyi,
İlkokul bitirme imtihanları sırasında tüm öğrenciler, okula herkesin yemesi için yemek götürürdük, rahmetli annem bir bakraç yoğurt mayalamış ve bir kazan kara lahana sarması pişirmiş, bende okula götürmüştüm her halde benim götürdüğüm yemekler lezzetliydi ki tüm derslerimden pekiyi almıştım.

İlkokul çağlarında,yazın çay bahçelerinde çalışıyor, anneme , babaanneme yardımcı oluyordum.
Sabah erken arkadaşlarımla oltayla istavrit, sıpar balığı avlıyor, akşamları ise gece yarılarına kadar bir ağ çeşiti olan parapat ile kefal,barbun izmarit, istavrit, dil balığı, trakonya, deniz alabalığı gibi balık avlıyorduk.
Kayaların üzerinden zokayla, sandalla lüks lambası altında kepçe ile zargana (sargan) balığı avlıyorduk.
Bazen bilenler için söylüyorum, şimdi yol altında kalan MİTİ kayasının yanındaki Çanaklık'ta dinamitle kefal avlayan büyüklerimizin yanında denizden kefalleri topluyorduk.

Bu şekilde evimizin balık ihtiyacını gideriyor, fazla balık tuttuğumuzda ise fazlasın satıp azda olsa cebimize harçlık koyuyorduk.

Sonra orta okul yılları, Rize Lisesi Orta Kısmı..
Başımızda mecburen taktığımız şapka, boğazımızda ise kravat,
Bez kravat nerede..! Lastikli kravat takıyoruz

Rize'da ortaokul yılları sona eriyor
Her yıl dedemin ve anne annemin yanına gittiğim İstanbul'a hatıralarımızı da yanımıza alarak bu sefer bundan sonraki hayatımızı geçirmek üzere göç ediyoruz,

Babamın ilk Yeni Hayat takasından sonra, İmamoğlu isimli ortak bir çektirmesi var bu yıllarda, kumculuk yapıyor ve yine Kartal'da İmamoğulları ve Kartal'lı Tahsin Ege ile ortak bir KUM DEPOSU var.

Kum motorları vinçlerle değil, eski Türk Filmlerinde bazen gördüğümüz insan sırtında küfelerle boşaltılıyor, denizden de babam ve gemiciler tarafından hemde kış soğuğunda kürekle ve kalasların üstünden küfelerle yükleniyor.

Ben ise Pendik Lise'sine başlıyor ve liseyi burada tamamlıyorum,

Yıl 1964 ortaklarımız ,dostumuz,hısımlarımız İmamoğulları'ndan 6,5 yıllık bir ortaklıktan sonra ayrılıyoruz. Bu hikayeyi bir gün muhakkak yazacağım inşallah..

Babam,Sadık Kalkavan'ın babasıyla ortak 1962 yılında Akar isimli bir balta burun ahşap kum motoru satın alıyor,
1967 yılında ise Tahsin Düzgider'in sahip olduğu bir geminin yarısına aynı ortaklar yine ortak oluyoruz. O gemiyle hem KUMCULUK yapıyor, hemde ALGARNACILIK yapıyoruz

Bu arada Mehmet Canbir'le 1964 te açtığımız Kum Deposu işini büyüterek çalışmasına devam ediyor

1973 yılında denizciliğin duayenlerinden Ziya Sönmez'den 5 yaşında 500 DWT'luk Yetim Osman isimli saç gemiyi satın alıyor ve yine kumculuk yapıyoruz.
İmralı Adası'nın etrafının Adalet bakanlığı tarafından KUM OCAĞI ilan edilmesi, ayrıca İstanbul'da inşaat sektörünün çok hareketli olması sonucu Kumculuk yaparken iyi de para kazanıyoruz 1970'li yıllarda, bu işler Rahmetli Özal'la 1980'li yıllarda da devam ediyor.

Rahmetli babamın başkanlığında ortaklarımızla birlikte , dört erkek kardeş fiilen kaptanlık, şöförlük, vinççilik, muhasebeci ve idarecilik yaparak işimizi geliştiriyoruz.

1976 yılında babamın teyzesinin çocuklarıyla ortak olarak METE TURAN gemisini Büyükdere'deki tersanede inşa ettiriyoruz.

Biz aile olarak herkesin MUTLULUĞUNU isteyen bir yapımız olduğu içİn Allah'ta bize mutluluk veriyordu.

Bu arada ben 1965 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne kaydolmuş ve okumaya başlamıştım. Ancak babam ve kardeşlerimle birlikte çalıştığım için okula gitmeye çok fırsat bulamıyordum.
Bir yandan da 1968 olayları başlamış, "Ne sağcıyız,ne solcu" söylemleri arş-ı alaya çıkıyordu. Cenazeler, idamlar..

Bir yanda iş, bir yanda okul, birde üniversite üçüncü sınıfta evlilik, hayat devam ediyordu. Annemin, babamın yanında ömür boyu beni neredeyse sırtında taşıyacak, birlikte her şeyi paylaşacağım bir EŞ sahibi olmuştum, peşinden çocuklar.

Derken;
Birinci Kıyamet; 50 yaşındaki babamın ölümü
İkinci Kıyamet ; 53 yaşındaki babamın ölümü

İş başa gelmişti, hem anne,hem baba ,hemde ağabey olmuştum
Görev BÜYÜK YERDEN
Hedefe varmak için, birlik beraberliği bozmamalıydık
Bozmadık ta..
Aynı apartmanda birlikte, aynı işte ortak yaşıyoruz kardeşlerimle..

Herşeyin Allah'tan olduğunu bilenlerdeniz Elhamdülillah..
Bir hastalık, uzun tedaviler, Hamd'olsun Allah'a sığınma sonucu SAĞLIĞIMA kavuşma..

Şimdi DOKTOR'um diyor ki;
Yorulma,strest yapma,zararlı şeyleri sevsen de yeme,
Bazı şeyleri boşalt, her şeye koşma,
Üzüleceğin şeyleri dinleme,seyretme
Diyor da diyor..

Ama ben İnsanlığa hizmet etmeyi seviyorum
Ama ben. sorunlara çözüm üretmeyi ve çözmeyi seviyorum
Ama ben sorunlarla içiçe olmayı seviyorum
Bu ülkenin gelişmesi için çalışmayı,
Gençlere örnek olmayı,
Birikimlerimi aktarmayı,
Kısacası; İNSANLARI SEVİYORUM

Yine de DOKTORUMUN dediğini yapmak zorundayım

Telefonunuza CEVAP VEREMİYORSAM
Yazdıklarınıza, bir şeyler yazarak cevap veremiyorsam
Mesajlarınızı cevaplayamıyorsam
Randevu veremiyorsam
Kalabalıklara giremediğimden,etkinliklerinize katılamıyorsam

Lütfen kızmayınız, Özür Dilerim, bu yüzdendir.
Yani DOKTORUMU DİNLEMEK GEREKTİĞİNDENDİR

HOŞ GÖRÜNÜZ NE OLUR
Selam,Saygı ve Sevgiler
Küçükler ve Büyüklere ayrı, ayrı
İsteyen hepsini alabilir..


Önceki Haber 
Sonraki Haber

Yorum Yapın

Yorumlar